2017-2018 Eğitim Öğretim Yılından İtibaren Uygulanacak Yeni İlk ve Ortaöğretim Müfredatı Üzerine Genel Bir değerlendirme.

2017-2018 eğitim öğretim yılında uygulanmaya başlanacak olan ilköğretim ve ortaöğretim müfredatı, 13 Ocak 2017 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığının internet sayfasında askıya çıktı ve tartışmaya açıldı. Bir ay süreyle ilgili birimlerden, öğretmen ve velilerden gelecek öneri ve eleştiriler alınacakmış, bu doğrultuda gerekli değişiklik ve düzenlemeleri yapacakmış Eğitim Bakanının söylediğine göre. Bu süreç üzerinden bakanlık ve hükümet olarak ne kadar demokrat olduklarını, tartışmaya ve farklı görüşlere saygı duyup önem verdiklerini belirtmeyi de fırsat bildi. Müfredatın hazırlanış aşamasında, eğitimin omurgasını oluşturan öğretmenlerin ve onların meslek örgütleri olan sendikaların devre dışı bırakılmış, velilerin neredeyse son şekli verildikten sonra değişiklikten haberdar edilmiş olmalara bu demokratlık teranesinin bilindik iktidar hikâyelerinden biri olduğunu gösteriyor. Hangi uzmanlar tarafından ve nasıl hazırlandığı sır gibi saklanan bir müfredat değişikliği sorunludur. Öte yandan, Ocak 2017’de kamuoyu ile paylaşılan söz konusu yeni müfredatın 17 Temmuz 2017’de nihai hali yayınlandığında, değişikliklere yöneltilen öneri ve eleştirilerin neredeyse tamamının dikkate alınmadığı, birkaç küçük düzeltme ve ekleme dışında metnin ilk hali ile son hali arasında bir fark olmadığı açıkça görülebilir. Yeni müfredat metninin kimler tarafından hangi uzmanlık çerçevesinde hazırlanıp geliştirildiği, hangi eksiklikleri gidereceği ve eski müfredatla kıyaslandığında ne tür bir farklılık taşıdığı açık ve şeffaf biçimde belirtilmemiştir. Müfredata eklenen ve müfredattan çıkartılan konu başlıklarının ne gibi toplumsal yarar ve hedefler doğrultusunda belirlendiği bilimsel gerekçelere dayandırılarak açıklanmamıştır.

Genel anlamıyla her iki müfredatın da özü üzerine bir değerlendirme yapılacak olursa:
1. Bu müfredat, bir hesaplaşma, rövanş alma anlayışı üzerine şekillendirilmiş. Türkiye’deki yaygın kanının aksine salt Atatürkçü ve/veya laik değerlerle değil, çağdaşlık, demokrasi, özgürlük, eşitlik adalet adına evrensel kabul edilen ne varsa onunla hesaplaşma müfredatıdır. Bakanın da sıkça belirttiği gibi iktidarın ve onun kutlu yürüyüş olarak tanımladığı 2023 hedefine ulaşılmasında destekçisi olacak dindar ve kindar neslin yetiştirilme müfredatıdır.
2. Bu müfredatla eğitim alacak yeni kuşaklar, zaten hayli zamandır dış ve içi politikada gözlemlenen içe kapanma, dış dünyadan yalıtılmış bir toplumsal yaşam için gerekli zihni, ideolojik ve kültürel yapılanma şekillenecek. İç ve dış düşman tehdidi algısı, yaşadığı topluma ve ülkesine, toprağına samimi bir hisle bağlanacak kuşaklar yetiştirmek hedefi, eğitim programının temel felsefesi olarak en başından belirlenmiş.
3. “Değerler eğitimi”ni – ki bundan ne kastedildiği açıkça belirtilmemiş- temel hedef olarak aldığı gözlenen yeni müfredatla, iktidar son derece totaliter bir anlayışla kapalı bir toplumun olmazsa olmazı olan otoriter kişiliğin oluşumunda eğitimi ve kurumlarını diğer toplumsal yapılardan öncelikli bir konuma oturtuyor. Değerlerden sıklıkla milli değerlere gönderme yapılıyor. Buradaki milli sıfatı, ulusal anlamında değil, Osmanlıdaki ümmet ile benzer anlamda, yani inanç birlikteliği anlamında kullanılıyor. Yani bütün bir müfredat içerisinde geçen her milli değer kavramından İslami değerleri anlamalıyız. Metinlerde sıklıkla geçen “değerler eğitimi”ndeki değer kavramından herkeste bir örnek olması gerektiği fikrini uyandıran homojenleştirici (tek millet), totaliter bir anlayış hakim.
4. Demokratik toplumlarda, ya da demokratikleşmeyi hedefleyen toplumlarda, müfredatların temel amacı, öğrencilere sadece öğrenmeyi değil, bunun aracılığıyla bilimsel bilgiyi üretecek kapasiteyi kazandırmak olmalıdır. Yeni müfredat aracılığıyla iktidar değerler eğitimi marifetiyle öğrenciyi terbiye etmeye, okulları da talimhanelere dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Esasen, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devletin eğitim anlayışı, vatandaşına ve genç kuşaklara karşı paranoid bir güvensizlik ile şekillenmiş bir terbiye etme mantığına dayanıyordu. Bu mantık devam etmekle birlikte, son müfredat değişikliğinde dikkat çekici olan, azçok aydınlanmadan etkilenmiş geçmiş dönem eğitim anlayışının özünde yer alan evrensel değer kırıntılarından da vazgeçilmesidir. Öyle ki bütün bir müfredat metinlerinde kullanılan sözcük ve deyimlerin frekansı alınsa, en çok kullanılan sözcükler sırasıyla, ihtimaldir ki, değer, milli değeler, manevi değerler, yerel değerler çıkacaktır.
5. Müfredatların da, bir ülkenin toplumsal-siyasal yaşamına biçim veren anayasaları gibi özü ile lafzı arasında onarılamaz açmazları olması kaçınılmazdır. Nasıl ki T.C Anayasasında, devletin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğunun yazıyor olması pratikte pek de bir anlam ifade etmiyorsa, yeni müfredat taslağında da herhangi bir standart metinde sıkça karşılaşacağınız beylik demokratik eğitim söylemlerine ver verilmesi de bizleri şaşırtmamalı. Ve yine nasıl ki anayasanın asıl özünü ve otoriterliğini dışa vuran neredeyse yasakları düzenleyen her maddede karşımıza çıkan, “vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne…” diye başlayan cümlelerse, müfredatın da özünü belirleyen, her ders için olur olmaz kullanılan milli, manevi ve yerel değerler eğitimidir. Bunun yanı sıra, derslerde “Türk milletinin bölünmez bütünlüğüne, milli manevi değerlere, kültürel ve ahlaki değerlere aykırı unsurlar…” içeren metinler okutulamaz, ya da, “ metinlerde ayrıştırıcı, bölücü ve ideolojik ifadelere yer verileme…” gibi cümleler iktidarın eğitim anlayışının özünü ortaya seren ve sıkça vurgulanan uyarılar olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye siyasi tarihini ve güncel siyasi gelişmeleri takiben her vatandaş bilir ki, milli değer, milletin bölünmez bütünlüğü, milli değerlere aykırılık, ayrıştırıcı, bölücü, ideolojik gibi sıfat ve tanımlamalar, sadece otoriterleşmenin yükselişe geçtiği dönemlerde değil, otoriterleşme eğiliminde olan iktidarların elinde, otoriterliklerini sağlamlaştırmada akıl almaz fırsatlar sunar. Yeni müfredatta bu anlayış öylesine abartılmış ki, sadece sosyal bilim ve edebiyat derslerinde değil, fen bilimleri derslerinde dahi “milli değerleri özümseyen, milli değerlere göre hareket eden…” , “ .. vatanı ve milleti için icatlar yapan… “ ifadeleri sıkça kullanılıyor.
6. Kamuoyunda en çok sıklıkta tartışılan evrim kuramının biyoloji dersi kapsamından çıkarılması, metnin ilk haline göre, Darwin’in isminin ve düşüncelerinin biyoloji bilimine katkısı olan bilim insanları ünitesinde zikredilip anlatılarak biraz daha yumuşatılmış gibi görünüyor. Ancak, Bakanın kendisinin de bir rahatsızlık olarak dillendirmek zorunda kaldığı gibi, mutasyon, adaptasyon gibi evrim kuramının temelini oluşturan konulara yer vermek zorunda kalmışlar. Çünkü evrim kuramı, sağduyunun kabullendiği biçimiyle yaradılış inancının karşısına konulacak bir yaklaşım değil, biyoloji biliminin temelidir. Evrim kuramına dayanmayan biyoloji bilimi olmaz. Bunun için biyolojiyi ders olarak müfredattan çıkartmak lazım ki bu kısa vadede mümkün görünmüyor
7. Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersi müfredat metni, akıllara ziyan bir çalışma. Burada ve Fen Bilgisi Dersinde de, sadece milli değerlerle donanmış otoriter bireyler değil, aynı zamanda piyasa içresinde rekabet eden, pazarlamacı, bilgi üreten değil, var olanı koşullara uyarlayan insan tipinin yetiştirilmesi temel hedef olarak alınmış. Fen bilimler mucitlik (innovative düşünme ) adı altında mühendisliğe indirgeniyor.
8. Geleceğin totaliter rejiminin payandası olacak otoriter kişiliklerin yetiştirilmesine yönelik temel perspektifi daha açık bir biçimde tarih, felsefe, edebiyat gibi derslerde görmek olanaklı. Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi dersinde militarist bir tarih ve toplum anlayışı hakim. Kızıl Elma, Türklerin Cihan Hakimiyeti, Ordu Millet gibi üniteler ve alt başlıklar altında açıkça ırkçı militarist bir tarih ve toplum anlayışı üzerinde tarih öğretilmesi hedefleniyor. Yine ırkçı argümanlara dayanan Devlet-i Ebed Müddet, militarist ve Osmanlıcı Nizam-ı Alem, totaliter ve tekçi yönetimleri kutsayan Reislik anlayışını yücelten Tevhid-i Emanet ve Kesrette Vahdet gibi kutsal dava, kutlu yürüyüşü bir üst ilkeye (tanrı düşüncesine) bağlayarak kutsallaştıran konular ünitelerin alt başlıklarında işlenecek konular arasında yer alıyor. Uygurlar döneminde kağıt ve matbaa gibi bilimsel geçerliliği olamayan temaların yanı sıra, mescit, tekke ve zaviyelerin eğitimdeki rolü ve önemine geniş yer ayrılmış.
9. Felsefe dersi kapsamında gelen tepkiler üzerine cılız da olsa rasyonel düşüncenin ve aydınlanma anlayışının önemli filozoflarına yer verilmiş.
10. Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dersinde kamuoyunda sıklıkla dile getirildiği gibi ağrılıklı tema 15 Temmuz darbe girişimi konusu. 15 Temmuz 2016’da Kemalizmin ölüm fermanının imzalayan iktidar, yerine kendi destanlarını, efsanelerini, Kubilaylarını yaratmak, kendi marşlarını yazmak, sokak, cadde, köprü meydan ve hatta altgeçit-üst geçitlere kendi kahramanlarının ve 15 Temmuz Demokrasi ismini vermek için inanılmaz bir azimle çalışıyor. Ancak aslolan bütün bunların kalıcı olması ve gelecek nesillere taşınabilmesi. Bu nedenle yeni müfredattaki Hayat Bilgisi ve Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi derslerinde ağırlıklı temayı 15 Temmuz darbe girişimi oluşturuyor. İktidarın giriştiği kutlu yürüyüşte kahramanlık destanları yazılırken elbette iç ve dış düşmanlara ihtiyaç olacaktır. Bu düşmanlar yine derslerde sıklıkla vurgulanacağı tahmin edilen, IŞİD ( şimdilik, ilerde müfredattan çıkarılabilir) FETÖ (şimdilik, ilerde müfredattan çıkarılabilir), PKK gibi örgütler ile etnik (kürt özgürlük hareketi), ideolojik (sol sosyalist) ve mezhepsel (aleviler) çatışmaları alevlendirenler olacak . Bu kutlu yürüyüşün önündeki engeller öylesine yüceltilmiş ki Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dersin içerisinde 2013 Gezi Parkı olaylarının arkasında yer alan iç ve dış güçlerin hedefleri” başlıklı ayrıntılı bir konuya dahi yer verilmiş.

Eğitim sistemini, iktidarların eğitim politikalarını toplumun genel gidişatından ve toplumsal-siyasal dönüşümden bağımsız düşünmemek gerekir. Bu nedenle müfredat değişikliği, toplumun diğer alanlarında yaşanan değişimden bağımsız, salt teknik bir konu olarak ele alınacak sorun değildir. Değil mi ki 12 Eylül askeri rejiminin ilk el attığı konu eğitim sisteminin bütüncül değiştirilmesiydi, karşı karşıya olduğumuz iktidar da aynı mantık üzere hareket ediyor. Bu bir geçiş rejimi müfredatıdır. Milli Eğitim Bakanının da söylediği gibi 2023 hedefleri gözetilerek hazırlanmış, bahsedilen hedefe ulaşıldığında yeni bir müfredat hazırlanacaktır. Bu hedefe ulaşıldığında yeni müfredatın hangi eğitim anlayışı üzerine inşa edileceğinin ipuçlarını elimizdeki değişiklik metnin de görebiliyoruz. Ancak karşı karşıya olduğumuz durumun vehametini anlamak için bu müfredata göre hazırlanacak ders kitaplarını görünce anlayacağız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir