HDP CUMHURİYET TARİHİNİN EN ŞEYTANİ PARTİSİDİR

İnsanoğlu kendi günahlarını tahvil emek için yarattığı tanrıya bahşettiği onca ulvi sıfata rağmen işlediği kötülükler açıklanamaz olunca bu kez tanrıya şeytanı yarattırıp sırtındaki yükü ona havale etti. Yani aslında iki günahkârın vebalini çeken şeytan, beşer olan ile onun yaratısının hiç dinmeyecekmiş gibi duran huzursuzluğudur.
HDP ve temsilcisi olduğu siyaset tarzı ve onun yürütücü kadroları bu lanetli ve huzursuz topraklar üzerinde hükümranlık sürenlerin şeytanıdır. Egemen sınıflar ve bunlar adına siyaset sahnesinde raks edenler bir şeytanileştirme operasyonu ile günahlarını HDP’ye yüklemeye çalışıyorlar. Bu şeytanileştirme kervanına Kasım 2015 seçimleri sonrasında Haziran seçimlerinde HDP ile birlikte hareket eden ya da etmeyen sağdan soldan pek çok parti, oluşum, yapı, kişi de katıldı. Bu kümülatif hata arama furyası öylesine etkili olmuş olsa gerek ki şimdilerde HDP’lilerin kendileri de solculardan ödünç aldıkları – umarım kalıcı olmaz- bir jargonla özeleştiri sürecine girmiş görünüyorlar: ‘bizim de hatalarımız oldu…. müzakere sürecinde biz de yanlış yaptık… iğne çuvaldız meselesi…, özerklik ilanının yanlışları’ ve buna benzer bir dolu mahcubiyet yüklü kelam.
Müzakere sürecinde HDP’nin ve daha doğrusu Kürtlerin kahir ekseriyetinin hatası, iktidardaki güruhun gerçekten barış istediğine inanmış olmaları idi ki bu da yüzyıllardır huzur yüzü görmemiş bir halka çok görülmemeli. Stefan Zweig, “İnsanın Yıldızının Parladığı Anlar” isimli kitabında İstanbul’un fethini anlatırken, ‘ Barış nidalarının kulağı en sağır edici tonda yükseldiği anlar aslında savaş hazırlıklarının sinsice yapıldığı zamanlardır” der ve ekler, ‘ Sultan Mehmet babası II. Murat’ın ölüm haberini alınca hızla başkente gelir.. ilk işi kendi kanından olan bütün erkekleri öldürtmek olur… ardından o kanlı ellerle önce Sırbistan ve Macaristan ile sonra da Bizans ile saldırmazlık anlaşması imzalar ve hızla kuşatma için hazırlıklara başlar”. Müzakere sürecine asla inanmamış biri olarak o aralar “Osmanlıda oyun çoktur” deyimi dilime dolanmış idi.
HDP Haziran 2015 seçimlerinde ‘… milyon oyla toplam oyların yüzde … alarak … milletvekili çıkarak parlamentodaki üçüncü parti oldu’. Korkutucu olan bu değildi. Korkutucu olan, klasik parti tipolojilerine pek de uymayan, modern demokrasi tarihinde eşine pek az rastlanır biçimde esnek örgütlenme biçimiyle girdiği seçimlerde, yürüttüğü propaganda ile ağır aksak işleyen temsili demokrasi içerisinde burjuva siyasetini Hacivat Karagöz kavgasına çevirmiş ana akım siyasi partiler üzerinde yaratığı korkuydu.
Yine de asıl şeytani olan bu değildi. ‘Laf olsun torba dolsun’ için yazılmış seçim beyannamelerine inat, demokratik bir toplumun olanaklılığını haykıran, sosyal adalet için mücadeleyi seçim vaadi olmanın ötesine taşıyacak somutluktaki üslupla kaleme alınmış ‘Büyük İnsanlık’ seçim beyannamesi ve parti içi demokrasiyi bürokratik bir sorun olarak görmeyip, toplumdaki bütün sosyo-ekonomik farklılıkların parti içinde de temsilinin önünü açan parti programı ile siyasi ibişlerin uykusunu kaçırdı.
Amma ve lakin asıl büyük şeytanilik bu da değildi. Haziran 2015 seçimlerinde HDP İstanbul’da 1.5 milyonun üzerinde oy aldı. İstanbul Türkiyedir ! Bundan daha korkunç ne olabilir. Daha korkunç olan ilk defa batıda, Ege kıyılarında Akdeniz sahillerinde birden fazla vekil çıkaracak oylar almış olmasıydı. Daha da korkunç olanı milliyetçi Karadenizden şaşırtıcı oylar almış olmasıydı. Daha daha da korkunç olanı, orta Anadoluda, yıllardır sağ muhafazakar patilere oy veren kürt seçmenin HDP’ye kitlesel teveccühüydü. Basit bir seçim sonucunun ötesinde, bir gece öncesine kadar HDP Türkiyeleşecek mi sorusunu dillerine dolamış olanlar, seçim sabahı HDPlileşmiş bir Türkiye’ye uyandılar. Asıl barışın inşası için ihtiyaç duyulan harcın ilk işareti, muktedirler için korkutucu ve şeytani olandı. Yüzyıllık cumhuriyet tarihine rağmen bir türlü toplum olamamış bir yığının toplumsallaşmasının önünü açabilecek yeni bir siyasi yapılanışı kabullenmektense, savaştan beslenmeyi, kan emiciliği, sömürüyü doğaları gereği tercih etmişlerdir. HDP, erkek, sünni, türk olan devlet ve onun üzerinden onun içinden yürütülen siyaset yapma tarzının genetik kodlarıyla oynadı. O yüzden parlamentodaki bütün partiler dokunulmazlıkların kaldırılması için uzlaştılar.
Muktedirlerin bütün engellemelerine rağmen Haziran 2015 seçimleri sonuçları ile HDP, barışın siyasi müzakerelerle değil toplumsal mutabakatla – hadi postyapısalcıların çok sevdiği bir deyimi kullanalım- inşa edilebilme olasılığının önünü açtı ki, bu affedilmez bir hataydı. Sadece bu toplumun üstüne abanmış siyasi yaratıklar için değil asıl önemlisi doğuştan lümpen, cin olmadan adam çarpmaya alışmış, yüzyıldır kandan beslenen Türkiye burjuvazisi için affedilmez bir hataydı. Evet doğrudur, Marx’ın dediği gibi burjuvazi sonuçlarını garantilemediği seçimlerin yapılmasına asla izin vermez, ama özgüveni de kendisi gibi lümpence olan sermaye hızla bu hatasını telafi edip Kasım 2015 darbesi – seçimleri- ile yüzyıldır süregelen siyasi buzul çağını bir başka bahara kadar daimileştirdi.
Can Yücel’in dediği gibi HDP bu sistemin bazına asılmayı ilk defa kuvveden fiile geçiren bir muhalefet hareketi olduğu için üstüne bu şiddette çullanıyorlar. Nasıl bütünüyle kangrenleşmiş siyasi bünyeye zerk edilen taze hücreler kabullenilmezse, HDP’de bu halkın kanını emen asalaklar tarafından derhal doku dışına atılmaya çalışılıyor. HDP’nin bu sistem açısından en büyük hatası varoluşudur. Bu nedenle yok etmeye çalışıyorlar elbirliğiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir